Kırmızı Tencere
Funda Yıldırım • 29 Temmuz 2026 • 6 dk
Beyaz emaye bir kabın içerisindeki çoban salataya 4 kaşık aynı anda nasıl girer ve adil bir paylaşım ile nasıl herkes doyar? Sabah kahvaltısında haşlanan yumurtaların sarıları evin küçüğüne ayrıldığında, gözler kocaman açılarak neler ifade eder ve hemen sonrasında aynı yüzü nasıl bir tebessüm sarar? Kuru fasulyenin yanına kırılan kuru soğanın cücüğünü yeme sırası bu kez kimdedir, bunda nasıl bir adil paylaşım yapılır? Sobada kızartılan ve üzerine tereyağı sürülen ekmeğin büyük parçası evin yaş olarak büyüğüne mi düşmelidir yoksa biraz kilo alması için evin sıska olanına mı? Peki ya tüm bunları düşündüğünüz an yüzünüzde oluşan huzur…
Aile içerisinde, özellikle de yemek anlarında yaşanan bu huzurun bıraktığı izleri hangi bilim açıklar?
Uzun yıllar yer sofrasında ve ortak kaplar kullanarak yemek yiyen bir ailenin en küçük çocuğuyum. Annemle bu fiziksel dünyada, fiziksel manada henüz ben 4.5 yaşındayken vedalaştık. Babam ev işlerinde, özellikle de yemek yapma konusunda gerçekten bir ustaydı benim gözümde. Annesiz bir ev olunca haliyle yemek yapma gibi işler her birimizin ortak yaptığı işlerdi. Babam bu konularda iyi bir lider olduğu için işbölümünü gayet başarılı bir organizasyonla yürütürdü.
Günün en stresli anları, büyülü bir şekilde yemek sofrasında son bulur, hepimize bir sükûnet çökerdi. Karın doyurma telaşı sessizliği miydi bu, bilmem ama temelde huzur veren bir sessizlikti. Hatta kaşığımı dakikalarca elimde tuttuğumda rahmetli babamın ‘kalk sofradan, yemeyeceksen benim de iştahımı kapatma’ demesi bile sonrasında, şimdilerde muzip bir tebessümle yansır ruhuma..
Bir gün babam kırmızı bir tencere aldı getirdi. Alüminyum tencereden çelik tencereye geçerken bile bocalamışken şimdi nereden çıkmıştı bu kırmızı tencere? Dedi ki, bunun içi teflonmuş. Teflon ne? Bir maddeymiş, yapışmazmış, çok sağlıklıymış ama sadece tahta kaşık kullanmalıymışız, yoksa çizilir, teflonu kalkar, kalkınca da çok zarar verirmiş. Şöyle sorduğumu hatırlıyorum: komple çok faydalı bir maddeyse, çıktığında neden çok zarara dönüşüyor bu fayda? Babam gözümün içine bakarak ‘öyleymiş işte’ dedi ve sustum. Sonra dedim ki madem kırmızı tencere geldi, o zaman porselen tabaklar kullanalım ve herkesin ayrı tabağı olsun. E bunun için bir de masa lazımdı tabi. Masayı filmlerdeki gibi hazırladım. Babamın kırmızı tencerede yaptığı karnıyarığı da götürüp masaya koydum. Babam ve abimler yeni düzeni görünce önce çok beğendiler. Sonra da bir sürü bulaşık çıkar bu düzenden diye haklı olarak homurdandılar. Haklılardı çünkü bulaşıkları sırayla yıkıyorduk, hem de 2 günde bir su aktığı için, iki günde bir yıkıyorduk…
Tabaklarımız ayrıydı artık. Birkaç gün sanki ayrı odalarda yemek yiyormuşuz gibi hissetmiştim. Sonra sofra huzurumuzu tekrar yakaladık. Babam Türk Sanat Müziği sevdalısı olduğu için evde mütemadiyen Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Taşkın Sabah kasetleri çalardı çift hazneli teybimizde. Sesi muhteşem derecede güzel olan babam da şarkılara sıklıkla eşlik ederdi. Yemek hazırlıkları böyle şarkılı sözlü olurdu. Sofraya oturduğumuzda ise teybi kapatır, sohbet ederdik. Alelacele yaptığımız yemekler, hiç konuşmadan yediğimiz yemekler de vardı elbette ama aklımda kalanlar, bu lezzetli anlar…
Şimdilerde birçok ebeveynin yakındığı ‘çocuğum yemek yemiyor’ konusunu irdelediğimizde, karşımıza çoğunlukla anne babanın düzenli bir yemek yeme alışkanlığının olmaması çıkıyor. Sabah evlerde yapıl-a-mayan ya da ‘ayaküstü’ yapılan kahvaltılar, akşam dışardan istenen ya da dışarıda yenen hızlı yemek servisleri; eve geldiğimizde günün yorgunluğuyla hazırlanan ve ebeveynin ‘diyet’inden ötürü yemediği akşam yemekleri… Ama bunun yanında çocuğun sağlıklı beslenmesi için alınan tonla organik yiyecekler! Bundan ötürü oluşan davranış problemleri, ekrana fazlaca maruz kaldığı ve organik diyaloglar kuramadığı için baş gösteren başta ekolali, kekeleme ve gecikme türünde konuşma problemleri…
Peki çocuk bu ‘organik’ yiyecekleri tek başına, tablet karşısında, ayaküstü, hızlıca yediği zaman hakikaten sağlıklı mı beslenmiş oluyor? Yani sağlık dediğimiz şey sadece biyolojik sağlığın mı iyi olması demek? Bildiğim kadarıyla sağlık, biyolojik ve ruhsal olarak iyi olma halidir ve öyledir. Ailenin toplanma alanı olan hatta benim ‘ailenin merkez üssü’ diye tabir ettiğim bu sofraları azımsayarak, sadece fiziksel bir ihtiyaç sayarak nasıl bir maneviyatı kaçırdığımızın farkında mıyız? Sofralar muhabbettir, sofralar berekettir. Bilmem ileride kapsülle mi besleniriz, kokuyla mı yoksa sadece düşünce gücüyle mi ama şu an elimizde çok kıymetli bir şey var. Elimizin altında duran böyle güzel bir fırsatı değerlendirmek yerine, zorunlu bir görev olarak düşünmek aile ilişkilerine sinsice zarar verir. Tıpkı o çok faydalı olan teflon kırmızı tencerenin, doğru kullanılmadığında insan sağlığına çok zarar vereceği gibi…
Sevgi ve muhabbetle…
