← Blog Ebeveynlik

Patlıcan Suratlı “Kardeş”

Funda Yıldırım • 29 Temmuz 2026 • 7 dk

Patlıcan Suratlı “Kardeş”

Dedim ki, peki ben sana Elif desem ne dersin?

Patlıcan derim. dedi.

Sonra epeyce konuştuk, resim çizdik, kitap okuduk. Kitabın bir yerinde ana karakterin sevdiği yiyeceklerden bahsediliyordu. Okudum ve sonra peki senin sevdiğin yiyecekler neler, diye sordum.

Patlıcanın dışındaki tüm yiyecekleri seviyorum, dedi.

İşte o an benim için yeni bir serüven başlıyordu. Zira her çocuktan yeni bir şey öğreniyordum ve bu benim için paha biçilmez güzellikteydi.

Kerem 5 yaşında bir çocuk. Anne ve babasının benden danışmanlık isteme sebepleri, Kerem’in 14 aylık olan kardeşini kıskanması, anne ve babasına -özellikle de annesine- saldırgan davranışlarda bulunması ve okula gitmek istememesiydi. Her zamanki gibi anne ve babadan öyküyü dinledikten sonra Kerem’le baş başa vakit geçirmek için odaya geçtik. Kerem’in anne ve babası çok muazzam bir aile tablosundan bahsederlerken, Kerem’in penceresinden olaylar hiç de öyle gözükmüyordu.

Kerem kendi ifadesiyle, Elif’in annesinin karnının içine gelene kadar mutlu olduğunu ama o andan sonra mutsuz bir çocuk olduğunu söylüyordu. Çünkü Elif annesini çok kusturmuştu, hastalandırmıştı, o içerde büyüdükçe annesinin Kerem’le oyunlar oynamasını engellemişti, onun yüzünden halsizdi hep ve onun yüzünden anne ve babası tam 2 gün hastanede, Kerem de halasında kalmıştı… Hastaneden döndükten sonra sürekli ağlayan bir kardeşle karşılaşmıştı. Ona ‘abilik’ yapmaya çalışıyordu fakat büyükler, düşürürsün diyerek yanına yaklaştırmıyorlardı. Ama hani annesi, babası, babaannesi, halası, dayısı hep sen ona abilik edeceksin, onu koruyacaksın, diyorlardı. Şimdi neden ona zarar vereceğimi düşünüyorlar, diyordu Kerem.

Sonrasında anne ve babasının bazı tartışmalarına da şahit olmuştu. Bu tartışmaların sebebi de yine Elif’ti, Kerem’e göre. Resmini tamamlarken bir taraftan da şöyle söylüyordu Kerem,

Hem ben ‘abi’ olmak istemedim ki. Bana bir keresinde sormuşlardı kardeşin olsun ister misin? Diye. Ben de hayır, istemem demiştim. Ama yine de oldu işte, patlıcan suratlı!

Peki ya sana anne desem ne dersin, dedim. Sıcacık peynirli bir poğaça geliyor aklıma, dedi. Peki ya baba desem? Reçelli kalpli kurabiye geliyor aklıma, dedi. (Peynir detayının sebebi de son günlerde annesinin Elif’e ısrarla peynir yedirmeye çalışmasıymış)

Kerem’le çalışmamız bitince ondan anne ve babası ile sohbet etmek için müsaade istedim…

Sevgili ebeveynler, ilk çocuğunuzu dünyaya getirme kararını nasıl ki siz ikiniz birlikte veriyorsanız lütfen ikinci ve sonraki çocuklarınızda da aynı yolu izleyiniz. Zira bu, küçük bir çocuğun verebileceği bir karar değildir. Hadi ona sordunuz ve hayır istemiyorum dedi, tıpkı Kerem gibi. Bu durumda ne yapacaksınız, kararınızdan vaz mı geçeceksiniz? Sonrasında ise ailenize katılacak bu yeni bireyi, büyük çocuğunuzun bir uzantısıymış gibi değil de ayrı bir sekme olarak önce siz kabul edin ve sonra da ona anlatın. Yani düz bir anlatımla siz iki yetişkin ve dünyaya gelen bir, iki ya da daha fazla çocuk var, hepsi bu!

Gebelik sürecinde kusmalar, halsizlikler vs olacaktır elbet ama bu durumları çocuğunuza anlatırken, karnınızdaki yavruyu suçlayarak değil de gebeliğin olabilir etkileri olarak anlatabilirsiniz -ki büyük çocuğunuz sonrasında bu durumlardan küçük bireyi sorumlu tutmasın. Diğer önemli mevzu ise şu abi-abla-kardeş kelimelerinin içeriğinden çok kullanım sıklığına verdiğimiz önem! Öylesine çok tekrarlıyoruz ki ‘o senin kardeşin, sen onun abisisin, ablası sen büyüksün biraz idare et, o senin büyüğün saygılı ol’ cümlelerini. Hakikaten biz bu kelimeleri kullandığımız için mi onlar kardeş oluyorlar, kardeşlik bağları pekişiyor? Yani onlar bilmiyorlar mı ya da ileride öğrenemeyecekler mi kardeş olduklarını? Sakin olun, doğal sürecinde öğrenecekler ve bilecekler. Çocuklarınızın sırtına yüklediğiniz bu kelimeler yerine onlara isimleriyle hitap etmeye başladığınızda bile aralarındaki anlaşmazlığın (kıskançlık etiketini özellikle kullanmıyorum) azaldığına şahit olacaksınız.

Diğer yandan onlara eğer tartışma, kontrollü bir ‘itişme’ fırsatı vermezseniz birbirlerinin sınırlarını bilemezler ve iletişim ağlarını bi’ şekilde kurmak yerine, mükemmeli yakalayabilmek için birbirlerinden uzaklaşabilirler. Nitekim mükemmel, kime göre mükemmel öyle değil mi? Hem aralarında oluşan bu pamuk tarlası olmayan, doğal seyreden iletişim onları sosyal ortama hazırlamada da doğal bir pratik sağlayacaktır. Emin olun ki, siz onları rahat bırakıp onlara güvendiğiniz zaman ilişkileri(niz) çok daha konforlu olacaktır. Unutmayın ki çocuklar da tıpkı bizler gibi sürekli yönlendirilmek yerine, kendilerine güvenilmesini isterler.

Çocuklar hoşlanmadıkları durumlar karşısında, durumu net bir şekilde ifade etmek yerine bazen farklı yollar denerler ve biz yetişkinler bu yansımalarla karşılaştığımızda onlara hemen birtakım etiketler bulmaya çalışırız. Huysuz, inatçı, ukala, saygısız, hırçın, aksi… Size şunu söylemeliyim ki, çocuğunuz ile ilgili bir sorun olduğunu düşünüyorsanız ilk önce dönün ve kendinize, yetişkinler arası iletişiminize, son zamanlardaki ‘size’ bir bakın. Cevabın büyük bir ihtimalle orada olduğunu göreceksiniz.

Sevgi ve muhabbetle…

#kardeş ilişkisi #kıskançlık #ebeveyn tutumu #oyun terapisi