← Blog Ebeveynlik

Sence ne? Çocuğa cevabı değil, yolu vermek

Funda Yıldırım • 8 Haziran 2026 • 4 dk

Sence ne? Çocuğa cevabı değil, yolu vermek

Öğrendiğimiz kelimeleri bize kim öğretti? Söyleyebildiğimiz kelimeler, cümle yapısına kattığımız ahenk, vurgular bunları nereden öğrendik? Öğrendiğimiz anadilimizi birileri bize öğretmeseydi yine de konuşabilir miydik? Peki ya çıkardığımız kelimelerin anlamını ya da yan yana dizdiğimiz kelimelerle oluşturduğumuz cümlelerin anlamını nasıl bilebildik?

Aklınızda şöyle bir cümle hızla dolaşmaya başladı mı: Harbi, nasıl öğrendik?

Öğrenme yolculuğuna anne karnında başlıyoruz. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren de bu yolculuk tüm hızıyla devam ediyor. Annenin sesini ayırt edip gülücüklerle tepki verme, her ne kadar içgüdüsel gibi gözükse de aslında bu tanışıklık bebeğin o güvenli plasenta zarının içindeki andan itibaren başlıyor ve bu muhteşem bağa istinaden bebeğin, doğduktan sonra o sese, o dokunuşa, o kokuya ve o gülümsemeye karşı sergilediği huzuru yüzünden okunuyor.

Sonra bebekle ilgilenen hemen hemen herkes bi’ şekilde kendine vazife edinerek bebeğe mütemadiyen bir şeyler öğretmeye çalışıyor. Sesler, şekiller, renkler, sayılar; sonrasında toplamalar, çıkarmalar, ikinci dil, şu ülke eğitim modelinden nağmeler, diğer ülkenin öğrenme araçlarından seçmeler…. derken çocuk sonunda konuşmaya başlıyor; önce ses, sonra hece, sonra kelime; iki kelimelik cümle, anlaşılır konuşabilme, yetişkin seviyesinde konuşma… Evet, bu da tamam! Şimdi sıra geldi çocuğa daha fazla şey öğretmeye. Peki nasıl? O soracak, yetişkin hazırolda bekleyip bir çırpıda cevaplayacak, hatta daha o sormadan aydınlatacak(!) çocuğunu. Neden? Çünkü çok şey bilecek, akademik alt yapısı oluşacak. Ayrıca evde ebeveyn bu bilgi şölenini yönetirken okulda da öğretmen aynı paralellikte ilerleyecek.

6 yaşındaki Zeren’e sence deniz ne demektir, diye sorduğumda ‘babam dedi ki yazın denizde yüzmeye gideceğiz’ cevabını verdi. Peki dedim 20’ye kadar sayabilir misin? Ohoo! Ben 100’e kadar sayabiliyorum, hatta İngilizce olarak da 20’ye kadar sayabiliyorum, dedi. Bravo sana, peki İngilizce renkleri de biliyor musun, diye sordum. Tabi ki hepsini biliyorum, diye karşılık verdi büyük bir gururla. Pekala, İngilizce kimlerin ya da hangi ülkenin anadilidir? Anadil de ne diye sorunca, anlattım. Daha sonra, annemlerin iş yerinde İngilizce konuşuyorlar, dedi. Zeren’le olan sohbetimiz devam etti. Ve Ahmet’le, sonra Ilgın’la, daha sonra Petek’le, Hasan’la, Ekin’le… Yani demem o ki çok sayıda örneği var benzer konuşmaların.

Hiç düşündünüz mü, çocuk sizi arama motoru olarak mı görmek istiyor sahiden? Yani ihtiyacı olan şey soruları için orada duran hazır bir cevap mı, yoksa cevaba giden yolda ilerlemek mi asıl onu geliştirecek olan?

Çocuğunuzun her sorusuna cevap verdiğinizde, onun merak etme duygusunu, araştırma becerisini, azmini, zoru başarabilme doğasını, bu yolda ürettiği sabrı ve sonunda da kendi başarısından duyacağı hazzı yavaş yavaş elinden almış olmayacak mısınız? Hiç mi cevap vermeyelim, dediğinizi duyar gibiyim. Elbette ki cevap verin ama her şeyde olduğu gibi bunda da DENGEnin çok önemli olduğunu unutmayın. Mesela her şeye cevap vermek yerine onun sorusuna basit bir soruyla karşılık vererek, çocuğunuzun merak duygusunu fevkalade bir biçimde ateşleyebilirsiniz. Bu soru şu: SENCE NE? Evet, evet bu kadar basit. Camdan dışarıyı izlerken gördüğü harç mikseri aracı için size ‘baba bu ne?’ dediğini varsayalım. Dilinizin ucuna kadar gelecek olan ‘bak babacım, bu bir harç mikseridir. Harç nedir biliyor mus…’ sözcüklerini sonraya saklayın ve ona deyin ki ‘sence ne?’ İşte görün bakın ondan sonra neler oluyor? O bilge çocuk, gördüğü aracı uzay aracı yapıp uzaya gönderir, sokakları yıkama makinası olarak düşünebilir, otopark koruyucusu olarak anlatabilir… Neler neler! Tüm aklından geçenleri anlattıktan sonra küçük ipuçlarıyla onu, gördüğünün bir iş makinası olduğuna ulaştırabilirsiniz. Buraya kadar güzel ilerledik. Şimdi işin daha can alıcı kısmına, olayın felsefesine geçeceğiz…

#merak #soru sorma #öğrenme